Geral #0
Nome completo : O Bom Burguês.rmvb
Formato : RMF
Tamanho do arquivo : 361 MiB
Duração : 1h 39mn
Taxa de bits : 497 Kbps
Sinopse
José
Wilker é um bancário que devia dinheiro do banco em que trabalha para
financiar organizações de esquerda da época da ditadura política. Mas a
certa altura, um dos grupos financiados pelo personagem é preso e
forçado a identificar o homem que fornece dinheiro a guerrilha. Esse
clássico do cinema nacional dirigido por Oswaldo Caldeira, é baseado
num episódio real envolvendo um funcionário do Banco do Brasil acusado
de desviar milhões.
Ficha Técnica
Título Original: O Bom Burguês
Gênero: Policial
Duração: 99min.
Lançamento (Brasil): 1979
Direção: Oswaldo Caldeira
Assistente de direção: Nei Costa Santos, Carlos del Pino e Sandra Werneck
Argumento: Leopoldo Serran e Oswaldo Caldeira
Roteiro: Doc Comparato e Oswaldo Caldeira
Produção: Oswaldo Caldeira
Produção Executiva: Paulo Thiago
Direção de Produção: Ângelo Gastal e Alceu Massari
Assistente de Produção: Paulo Dubois, Mercedes Viegar
Co-produção: Encontro Produções Cinematográficas
Música: Paulo Moura
Arranjos: Paulo Moura
Mixagem: José Luiz Sasso
Som guia:
Som guia: Luiz Fernando Almeida
Ruídos: Gilberto Santeiro, Idê Lacreta e Antônio César
Fotografia: Antônio Penido
Assistente de Câmera: Antônio Carlos Seabra, Arrepiado, Luiz Eduardo Mihich
Fotografia de Cena: Vera Baumgarten
Cenografia: Paulo Chada
Figurinos: Paulo Chada
Assistente de Cenografia: Otávio de Miranda Silva
Guarda-Roupa: Cecilia Viana
Maquiagem: Sônia Rubens
Continuidade: Thereza Martim Jessouroum
Montagem: Gilberto Santeiro
Eletricista Chefe: Risomar Galvão
Eletricista: Danilson Souza Costa, Jorginho de Delson da Conceição
Maquinista: Manoel Paquetá
Elenco
José Wilker (Lucas e Jonas)
Betty Faria (Neuza)
Jardel Filho (Thomaz)
Christiane Torloni (Joana)
Anselmo Vasconcelos (Lauro)
Nicole Puzzi (Antônia)
Nelson Dantas (Billy)
Jofre Soares (Velho)
Nelson Xavier (Raul)
Paulo Porto (Valadares)
Emanuel Cavalcanti (Romano)
Fábio Junqueira (Paulo)
Ivan de Almeida (Joel)
Carlos Wilson (Companheiro)
Adriana Figueiredo (Alice)
Celso Faria (Gerente de banco)
Roberto Lee
Kim Negro
Maria Dealves (Luzia)
Claude Haguenauer (Embaixador)
Isa do Eirado
Helô Costa
Lúcia Abreu
Denise Telles
Danielle Goldam
Antônio Paracampos
Aristides Lourenço
Quim Negro
De Sordi Lelis
Pôsters
Clique nos cartazes para vê-los ampliados em uma nova janela.
Curiosidades
-
Certificado da Embrafilme 420/82.Certificado do Concine
1906/83.Certificado de Produto Brasileiro Filme de Longa-Metragem
654/83 de 30.05.1983.
- Lançamento nos cinemas Bristol, Iguatemi e Olido I, em São Paulo em 27/08/1983.
- Participou do Festival de Brasília, 16, 1983, Brasília, DF.
Akmayan bir yolda kadın ve adam. Akmayan yolda kendilerini biriktire biriktire.
Her şeyi biriktiriyorlar.
Evler, arabalar.
Dolaplara sığmayan kaplar kacaklar.
Askılardan taşan giyecekler.
Buzdolabında türlü ambalajlar içinde bekleyen yiyecekler.
Kadının pırlantaları.
Adamın banka hesapları.
Her şeyi biriktiriyorlar.
Mekanları mal-mülk biriktiriyor, kalpleri hırs ve kin.
Yaşamadan yaşıyorlar.
Biriktirmek için yaşıyorlar.
Biriktirdikçe sığamaz oluyorlar dünyaya.
Kendilerini bile sığdıramadıkları evlerine, misafirler hiç sığmıyor.
Misafir ve ev sahibi.
Hizmet edilen ve hizmet eden.
Evleri 200 metre kareyi geçen her kadın, asla evinde misafir ağırlamak istemiyor.
Hizmet veren olmaya hayır!
Misafirler, nohut oda bakla sofa hanelerde unutuluyor.
Yeni mekanlar eşyaların.
Eşyalar evde baş başa bırakılırken, biriktirmelere doymayan karı –koca yeni birikimler yapmak için bir restoran kapatıyor.
Yeni ilişkiler biriktirmeleri gerekiyor artık.
Evleri, arabaları, giyimleri, kuşamları, yazlıkları, kışlıkları her şey tamam da.
Ah o ilişkiler. Yeterince biriktiremediler.
Geçmişleri beraberlerinde geldiği sürece, hiçbir biriktirme yerini bulmuyor.
Ah diyor kadın. Daha iyi bir muhite
taşınmalıyız. Feryal'in kapı komşusu bir milletvekiliymiş. Üst katında
ise emekli bir general oturuyormuş. Bu site. Bu sitede komşularımız hiç
de bizim ayarımızda değil. Ay hepsi esnaf. Hepsi sonradan görme. Ne
demiş eskiler. Ev alma komşu al.Biz ev aldık.Ev güzel. Ama hani komşu
alamadık. Yani bu komşular hiç isim sahibi değil. Şöyle daha isim
sahibi bir muhitimiz olmalı.Kızlar da büyüdü. Kendim için değil valla.
Adam hak veriyor karısına. Ortağı yakında
bakan ile komşu olacak. Herifteki şansa bak. Kedi şansı. Tam dört ayak
üstüne düştü. Ev alırken yanında bakanın komşuluğu armağan.
Böyle olmayacaktı. Gözüne birini kestirmeliydi. Acaba kimin komşusu olmayı planlasaydı. Acaba kimin?
Halis Toprak'ın Londra'daki malikanesi satıldı
haberine ilişiyor gözü. Kazak iş adamı almış. Acaba hangi ünlü ile
komşu olabilmek için almıştı o malikaneyi.
Öyle bir komşu bulmalıydı ki kendine "aynı mahalledeniz" cümlesi bütün kapıları açan sihirli anahtar olsun.
Ne demiş atalarımız "ev alma komşu al."
Ev alma komşu al. Komşu komşunun külüne değil ismine, şöhretine muhtaç.
Türkiye'de uzun zamandır çalışan bir mekanizma var.
Buna aslında bir “kumpas” demek daha doğru olur.
Kumpas aslında bir ölçü aletidir. Boru
anahtarını andıran sürgülü bir cetveldir. Sürgülü olan iki çenesi boru
anahtarı gibi arasına aldığı cismi iki yandan çevreler, baskı altına
alır. Bu yüzden güzel Türkçemizde kumpas kelimesi genelde olumsuz
içerikli olarak; hile, düzen, gizli bir iş kurma, köşeye sıkıştırma
gibi anlamlarda kullanılıyor.
Kumpas'ta amaç ölçmektir, hizaya sokmak, baskı
altına almak, sıkıştırmak değil. Bahsettiğimiz kumpas da böyle bir
anlama atıf yapıyor. Bir tarafını siyasetçi, diğer tarafını medya
oluşturuyor. İşin bir parçasında da bazı kamu bürokrasisi yer alıyor.
Kamudan sızdırılan bazı bilgilerle siyasetçi
veya medya birilerine karşı harekete geçiyor. Ya önce siyasetçi bunu
gündeme getiriyor, soru önergesi veya basın toplantısıyla duyuruyor;
sonra medya kuruluşu bunu büyütüp ülke gündemine taşıyor. Ya da önce
medyada küçük bir haber veya köşe yazısı çıkıyor, sonra siyasetçi bunu
büyütüp siyasi gündeme taşıyor. Siyasetçi ile medya danışıklı dövüş
yapıyor, şıracı-bozacı meselesi… İkisi de birbirinin yalancısı…
Burada amaç çoğu zaman kamuoyunu aydınlatmak,
bir gerçeği açığa çıkarmak, toplumu bilgilendirmek olmuyor. Amaç,
birilerini tasfiye etmek, köşeye sıkıştırmak, devre dışı bırakmak,
toplum nazarında itibar kaybına uğratmak oluyor. Amacın bozukluğu
sebebiyle kullanılan bilgiler de yalan yanlış, gerçeği yansıtmayan,
karalamaya dönük bilgilerden oluşuyor. Servis yapılan yalan-yanlış
bilgiler medya-siyasetçi ekseninde birilerinin aleyhine dolaşıma
sokuluyor. Medya haber yaparak toplumu bilgilendirdiğini, siyasetçi
yanlışlıkların üzerine giderek kamu hizmeti gördüğünü düşünüyor. Oysa
ortada kamu yararı olmadığı gibi kişisel hak ve hukuklar da çiğnenmiş,
kişilik haklarına zarar verilmiş, bir kişi, grup veya hareket zan
altında bırakılmış, belli bir çevrenin etki gücü kırılmış oluyor.
Yapılan haberin tekzip edilmesi, yalanlanması, doğru bilgilerin
kamuoyuyla paylaşılması da bir anlam taşımıyor. Çünkü yanlış bilgi her
tarafa yayılıyor ve ileriki dönemlerde hep bu yanlış bilgi esas
alınıyor. Yayınlanmayan tekzipler görünmüyor. Tam bir “yargısız infaz”,
tam bir “tertip”…
Özellikle 28 Şubat sürecinde yüzlerce insan bu
kumpas tarafından mağdur edildi, devre dışı bırakıldı. Bazı kamu
çevrelerinden kendilerine yakın olan gazetelere yapılan servisler ve
bunları gündeme taşıyan siyasi uzantıları, büyük haksızlıklara sebep
oldular.
Bu tertip ve kumpas, kirli bir operasyonu
ortaya koyuyor. Bu işi yapanların, basın özgürlüğüyle, demokratik
muhalefetle, kamuoyunu bilgilendirmekle aslında fazla bir ilgileri yok.
Amaçları ve yöntemleri de çoğu zaman meşru, hukuki, demokratik bir
mahiyet taşımıyor. Yolsuzlukla veya irticayla mücadele etmek gibi
söylemler çoğu zaman rakipleri saf dışı bırakma amacını gölgelemek için
kullanılıyor..
Medya ve siyasetçi doğruyu ortaya çıkarmak,
gerçeğe ulaşmak, toplumu bilgilendirmek amacıyla ölçmek, sorgulamak,
araştırmak durumundadır.
Ama amaç birilerini tasfiye etmek için
yargısız infaz nevinden bir düzen kurmak, tertip yapmak, kumpas kurmak
ise bunun hakkaniyetle bir ilişkisi yoktur.
Oysa, Ergenekon Operasyonu'nun arkasında AKP hükümeti yok.
Ya? Belli başlı devlet kurumlarının iradesi var:
Baykal, bu gerçeği gayet iyi biliyor; ancak
hadiseyi hükümetin operasyonuymuş gibi gösterip siyasi kutuplaşmayı
iyice artırmak, neticede bu cepheleşmeyi oya dönüştürebilmek amacıyla
böyle konuşuyor.
*
Deniz Bey, 28 Şubat'ın önde gelen destekçilerindendi.
28 Şubat süreci, on yıldır çok fazla
tartışıldı ancak o hayli karanlık dönemin “kirli çamaşırları” hâlâ daha
ortaya çıkarılmış değil.
Ekim'deki Ergenekon davasıyla başlayacak süreçte pekala 28 Şubat'ın karanlık dehlizlerine de ulaşılabilir.
Türkiye, Ergenekon soruşturmasıyla bu tarihi şansı yakalamış bulunuyor.
28 Şubat'ın “aslında en kirli darbe” olduğu
gerçeği günışığına çıkarıldığı vakit, Baykal Ergenekon'un avukatlığını
yapmaya devam edecek mi? 28 Şubat'ın gizli mimarlarını savunmayı
sürdürecek mi?
Bu tür açıklamalar, “darbeci örgütlenmelerin hasıraltı edilmesi” amacına hizmet ediyor.
CHP lideri, peş peşe gelen Ergenekon
operasyonlarını “AKP'nin son günlerdeki yolsuzluk iddialarından
rahatsızlık duyduğu ve bu nedenle gündemi değiştirme çabası içinde
olduğu” iddiasıyla da izah etmeye çalışıyor.
Ergenekon'un şok dalga operasyonları, Deniz Feneri gündeminden çok daha önce vardı ve devam ediyordu:
Ne yani, gündemde Deniz Feneri var diye, Ergenekon'un üzerine gidilmeyecek, ara mı verilecekti?
Dahası, Erdoğan Aydın Doğan'la “savaşa girerek” aslında Ergenekon gündeminin geri planda kalmasına yardımcı oldu!
Sadece sözünü ettiğim bu husus dahi, Baykal'ın gözbağcı tezini çöpe göndermeye yeter.
*
“AKP'ye 14 Mart'ta kapatma davası açılmasının
aslında Ergenekon'un üzerine gidilmesine bir karşılık olduğunu”
unutmayalım, bu arada…
Ayrıca, “AKP, Ergenekon'u kapatma davasında koz olarak kullanıyor” kirli propagandasını da hatırlayalım:
Bu bağlamda bir de “Kapatma çıkmazsa Ergenekon rafa kaldırılır!” iddiası vardı.
Çağdaş Türk
hikayeciliğine yepyeni bir çehre ve yerli bir boyut getiren Rasim
Özdenören, Çok Sesli Bir Ölüm'de, bireyin bilinçaltı derinliğine inerek
ruhsal çözümlemelerde bulunurken, susturulmuş ve bastırılmış
duyguların, dış dünyanın gerçekliği ile çakmamasından kaynaklanan
insanlık
trajedilerini, olayın somut sosyoloji, tarihsel, ekonomik
temellerini de vererek doyumsuz bir üslupla anlatır.
Keskin ve köklü
bir kültür değişiminin
yaşandığı ülkede, bu değişimin kuşaklar arası
iletişimsizliği nasıl derinleştirdiği, giderek nasıl kopma noktasına
getirdiği işlenirken, insan olgusu
sadece dış yapısı ve davranışları
ile ele alınmaz, onun bilinçaltı boyutu ve zihinsel macerasının
coğrafyası da ortaya çıkarılır.
Özdenören ile 50 yıl
Usta
hikayeci Rasim Özdören, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal
İşler Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen bir dizi etkinlikle yeni
nesle bir kez daha hatırlatılıyor. Türk edebiyatının mihenk taşlarından
Özdenören için yazarlığının 50. yılında Beyoğlu Tünel'deki Tarık Zafer
Tunaya Kültür Merkezi'nde yarın gerçekleştirilecek sergi, söyleşi, açık
oturum, konser ve film gösterimlerinden oluşan bir dizi etkinlik
düzenleniyor.
Kültür A.Ş'nin organize ettiği
etkinliklerde, usta hikâyecinin hayatı, fikirleri, edebi duruşu,
tekniği ve ürettiği eserlerin yansımaları masaya yatırılacak. Sabah
saatlerinden başlayacak etkinliklerde ilk olarak 'Ruhun Malzemeleri:
Usta bir yazarın malzemeleri' başlıklı serginin
açılışıgerçekleştirilecek. Ardından Yücel Çakmaklı imzalı 'Çözülme'
(1978) adlı filmin gösterimi gerçekleştirilecek. Saat:14. 00'te Rasim
Özdenören'in katılacağı söyleşiyle devam edecek etkinliğin ardından
Taner Yncüoğlu yazarın ikizi Alaeddin Özdenören'in bestelenmiş
şiirlerini yorumlayacak. Ardından oturum başkanlığını Asım Gültekin ve
şair Erdem Beyazıt'ın yaptığı oturumda Turan Koç, Sadık Yalsızuçanlar
ve Mücahit Küçükyılmaz konuşacak.
YARIM ASIRDIR ÜRETİYOR
Türk edebiyatının usta hikâyecisi
Özdenören, Denize Açılan Kapı adlı eseriyle 1984 yılında Türkiye
Yazarlar Birliği Yılın Hikâyecisi Ödülü'ne layık görüldü, İki Dünya
adlı deneme kitabı da 1978'de Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından
fikir dalında Jüri Özel Ödülü'nü kazandı. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme
adlı hikâyeleri TV filmi yapıldı, bunlardan Çok Sesli Bir Ölüm,
Uluslararası 1977 Altın Prag TV Filmleri Festivali'nde Jüri Özel Ödülü
aldı.